headerphoto

Sinemanın Dişil Yüzü

 
Semire Ruken Öztürk 

 

Türkiye’de sinema tarihi kitapları, geleneksel bir biçimde 14 Kasım 1914’te Fuat Uzkınay’ın çektiği, ancak bugüne dek izine rastlanmamış Ayastefanos’da Rus Abidesi’nin Yıkılışı adlı filmi sinemamızın başlangıç filmi olarak kabul eder. Ama zamanla bu konuda da çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Sözgelimi Burçak Evren, çeşitli tanıklara, fotoğraflara, filmin kendisine ya da gazete haberine dayanarak, kanıtlarla Osmanlı sınırları içinde 1905, 1909, 1911 ve 1913 tarihlerinde de film çekildiğini öne sürmektedir. Osmanlı sınırları içinde çekilen ilk filmin tarihini ister 1905, ister 1914 olarak kabul edelim; bir kadının film çektiği tarih, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve 1951 yılına denk düşmektedir. 1896’dan beri kadınların yönetmen olduğu Batı ülkeleriyle karşılaştırıldığında, bunun geç bir tarih olduğu kesin.            Türkiye, kadın yönetmenlerin varlığı açısından özgül bir konuma sahiptir. ABD’nin tersine ilk yönetmenler Türkiye’de erken tarihlerde ortaya çıkmadığı gibi, toplam sayıları da çok azdır. Filmler zaten çok daha geç dönemlerde yapılmaya başlanmış, düzenli olarak film yönetme işi ancak 1950’lerden sonra olanaklı hale gelmiştir. Üretimin çok düşük olduğu, buna karşın filmlerin çekilebildiği 1950 öncesinde hiç kadın yönetmen yoktur. Yıldız olan Cahide Sonku, Muhsin Ertuğrul baskısından kurtularak 1949’da film yapımcısı olur ve 1951’de film yönetmeye başlar.            Önce Türk sinemasında kadın yönetmenlerin ve onların filmlerinin sayısını toplam sayılara oranlayalım ve yıllar içindeki dağılımını görelim: 
YılToplam Film SayısıKadınların Yönettiği Filmlerin SayısıKadın Yönetmen SayısıYönetmeni Kadın Olan Filmlerin Toplam Filmler Oranı
1914-1949    116        -          -%0
1950-1959    545        3          1%0.55
1960-1969    1710       143’ü yeni(3 kadın)%0.82
1970-1979   2019      353’ü yeni(4 kadın)%1.73
1980-1989   1124      142’si yeni(4 kadın)%1.25
1990-2002   521      3014’ü yeni(16 kadın)%5.76
Toplam6035      9623%1.6

 Yukarıdaki tabloda Ağah Özgüç’ün sözlüklerindeki veriler kullanılmıştır.Özgüç, 1995 yılına kadar toplam 376 yönetmenden söz eder. O halde bugüne dek Türk sinemasından dört yüze yakın yönetmen geçmiştir. Kadın yönetmenlerin sayısı ise yirmi üçü geçmez. Türk sinemasında 6000 dolayındaki film arasında kadınların yönettiği filmlerin sayısı ise yüzü geçmez. Dağılıma bakıldığında, 1990’lardan sonra kadın yönetmenlerin sayısının az da olsa hızlı bir şekilde arttığı görülmektedir. Türkiye’de kadın yönetmenlerle ilgili literatürün yok denecek kadar az olduğu söylenebilir. Akademide kadın çalışmaları, sinemayla gerçek anlamda buluşup verimli çalışmalar çıkamadığı için söz konusu yirmi üç kadın yönetmenle ilgili basılı yayın bulmak da neredeyse olanaksızdır. Yukarıdaki tabloda da görüleceği gibi sayılar (nedeni ne olursa olsun) ciddi bir cinsiyet ayrımının olduğunu gösteriyor. Sinemanın ‘Dişil’ Yüzü kitabı 2002’ye kadar getiriyordu kadın sinemacıların tarihini. Söz konusu kitapta 2002’den bu yana, yani son film olarak kaydettiğimiz Büyük Adam Küçük Aşk’tan bu yana değişen pek bir şey olmadı. Film çeken kadın yönetmenler son iki yıl içinde ne yazık ki Yeşim Ustaoğlu dışında yoktu, o da Bulutları Beklerken’le bu sayıyı değiştirdi. Hatta o kitapta en yeni film olarak sözünü ettiğimiz Bulutları Beklerken’i tamamlanmadığı için listemize eklememiştik. Film, İstanbul Film Festivali’nin (2004) Ulusal Yarışma bölümünde Jüri Özel Ödülü ve en iyi kadın oyuncu ödülü (Rüçhan Çalışkur) aldı. Bulutları Beklerken, Berlin Film Festivali (2005) programına da alındı. Filmin uluslararası yolculuğunun sürmesini diliyoruz. Sibel Tunç’un gösterime girmeyen, İstanbul’da yaptığı gala sonucunda çok kötü eleştiriler alan ve ciddiye alınmaması gereken, Yeşim Tabak’ın sözleriyle “Tarifi mümkün olmayan berbatlıkta bir ev videosu” olan filmini ise, kötülüğünden değil de hiçbir yerde (yarışmalar vs. dahil) gösterime girmediği için kaydetmemek daha doğru olacak. Ne de olsa alıp sandığınıza sakladığınızda filminizden kimsenin haberi olmaz; filmler de gösterilmek ve paylaşılmak için çekilir. Listemizdeki birçok film gösterim olanağı bulamadığı halde en azından ulusal yarışmalarda kendini gösterme fırsatı bulmuştur. Özetle, yılda 15-30 arasında film çekilen bir ülkede son iki yıl boyunca sadece Ustaoğlu’nun filmi elimizde var. Ama biliyoruz ki Biket İlhan da Handan İpekçi de ve belki henüz bilmediğimiz bir iki yönetmen de yeni filmlerinin hazırlıklarını yapıyorlar; belki 2005 içinde onlardan birinin filmini izlemek mümkün olacak. 2004 yılında acı bir kaybımız oldu ve 18 Temmuz 2004’de Milas’ta en yaşlı kadın yönetmenimiz olan Feyturiye Esen’i kaybettik. Böylece sırayla sinemaya giren Cahide Sonku, Nuran Şener, Feyturiye Esen ve Bilge Olgaç olmak üzere 23 kadından dört kaybımız oldu. Yaşayan 19 kadın yönetmenimizin ne yazık ki büyük kısmı, bir gün yeniden film yapabilmeyi hayal etse de aktif olarak bu sektörde çalışmıyor. Hala film yapma uğraşı içinde olanlar bir elin parmaklarını geçmiyor. Bir de belki olumlu gelişme sayılabilir, yurt dışında film yönetmiş olan Ayten Kuyululu’nun yıllardır rüyası olan Broken Hill projesiyle (kitapta söz etmiştik) ilgilenen yapımcılar varmış, senaryo yeniden elden geçiyormuş, bunu da şimdilik ancak bu kadar söyleyebiliriz. Yeni yılın ilk kadın filmleri festivalinden şu dileğimiz duyulsun: Kayıplar vermeden çoğalalım, film yapalım ve yapılan filmleri yalnız bırakmayalım. 

*Kaynak: Metin, Semire Ruken Öztürk’ün Sinemanın ‘Dişil’ Yüzü: Türkiye’de Kadın Yönetmenler (2004, Om yay.) adlı kitabının 33-35 ve 401-404. sayfalarından alınmıştır. Yazının son iki paragrafını yazar eklemiştir.