Namus Cinayetleri Hakkında.
Bu coğrafyada kadınlar yaşama erkeklerle eşit olarak başlamazlar. Bölgesel farklılıklar olmakla beraber, yaşam döngüsünde çarklar hep kadını öğütür. Kadın olarak doğmak başta evlat olamamayı ve yıllar geçtikçe de birey olamamayı getirir. İnsan olma hakkınız yoktur; sevilmeden sevmeyi bilmeden, çocukluğunu bilemeden, bahçede gülüp oynamadan okula gidemeden... Hep birileri babaları, ağabeyleri, erkek kardeşleri, amcaları, dedeleri, dayıları, caminin hocası, mahallenin muhtarı, mahallenin delikanlısı onu korur. Hep birileri onun adına karar verir neyi yapacak neyi yapmayacak, kimle konuşacak, nasıl giyinecek, kiminle evlenecek. Kime kuma olacak ya da kime berdel edilecek.
Ama hepsinden önemlisi namusunu koruyacak ailesinin namusuna kara sürmeyecek. Ya sürerse…
Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da namus cinayetleri olarak adlandırılan bu olgu aslında “namus”tan öte bir anlam taşıyor. Namus sadece cinsel nitelikte suçlarla tanımlanmıyor. “Namus”a çok daha geniş bir anlam yüklenmiş bölgede: kültüre, geleneğe karşı durmaktan, değişime ayak uydurmaya çalışmaya, birey olma hakkını istemeye kadar uzanan çok geniş kapsamlı bir olgu. Bir başka deyişle, “namus” kültürlerin, kadınları denetim altında tutabilmek için koymuş oldukları normların her biridir. Namus gülmektir, gezmektir, sevmektir, eğitimdir, bilgidir, konuşmaktır, cinselliktir ve daha yüzlerce şeydir. Zannedildiği gibi namus sadece bekaret değildir. Bekaret yüzlerce sebepten biridir… “Namus” itaat etmektir, boyun eğmektir.
Namus saikiyle işlenen cinayetleri ve bu geleneği, verilen cezanın yeterli olmaması, toplumsal değişmenin, modernleşmenin toplumun tüm kesimlerine yayılmaması ve kabul edilmemesi, sıkı akrabalık bağları ve aşiret düzeni bu geleneği besliyor. “Töreye başkaldırmak olmaz”.
Son yıllarda medyanın çok kanallı olması ve yerelden de beslenmesiyle belki de üstünü örttüğümüz, görmezden geldiğimiz namus cinayetleri, Şemse Allak’ın recm edilmesi ve uzun süren yaşam mücadelesinin medyaya yansımasıyla uzun sure tartışıldı ve gündemde kaldı. Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde namus adına işlenen cinayetlerin bilinenden ya da tespit edilenden çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Çünkü hâlâ o bölgede kızların nüfus cüzdanları yok ve dini nikahla evlenmeler çok yaygın. Ancak ve ancak bir ihbar sonucu resmi kayıtlara geçiyor bu cinayetler.
Bu rakamlar sadece gazetecilerin, köylülerin ya da akrabadan birilerinin gizli ihbarı ya da hastanede yapılan sorgularla açığa çıkartılanlar. Bölgede yüksek oranda görülen kadın intiharların arkasında da törenin yattığı konusunda ciddi kuşkular bulunuyor. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aytekin Sır’ın 1993-1998 yılları arasında yaptığı araştırmada kadın intiharların 20-24 yaşta tepe noktasına eriştiği ve intihar girişim hızının yüz binde 5’ten yüz binde 22’lere ulaştığı tespit edilmiş. Dr. Sır intihar girişimlerinin zorlama olduğunu belirtiyor.
Yine 2001 yılında Batman’da kadın intiharları gündeme geldi. Kadın Sorunları Statüsü Genel Müdürlüğü ve Diyanet İşleri Genel Müdürlüğü bölgede iki ayrı araştırma yaptı. Namusunun kirlendiği varsayılan kadınların intihara zorlandıkları ve intihar etmeyi kabul etmedikleri takdirde cinayete kurban gittikleri sonucuna ulaşıldı. Batman’da Kadınlar Ölüyor kitabında Müjgan Halis 45 intihar vakasını adliye kayıtları üzerinden inceleyip benzer bir sonuca ulaşıyor. Yine Diyarbakır Kadın Platformu’nun bölge kadınları üzerinde yaptığı bir araştırmada da 2000 yılı Kasım ayında 303 kadın veya genç kızın intihara teşebbüs ettiği ve bunlardan 16’sının yaşamını yitirdiği tespit ediliyor.
Yaşadığı kültürü göçüp gittiği yerlere de taşıyan göçmenler başta İstanbul olmak üzere, Avrupa gettolarında da töresini yaşatmaktan asla vazgeçmiyor.
Yıllar içinde bölge halkının sadece siyasallaştığı ama sosyalleşmediği yadsınamaz bir gerçek olarak duruyor. Namus cinayetleri meselesinin bugünden yarına çözülmesi mümkün görünmüyor. Ancak başta Türk Ceza Kanunun değişmesi eğitimin tüm toplum kesimlerinde yaygınlaştırılması, önleyici, koruyucu hizmetlerin artırılması, sığınma evlerinin bölgede açılması gerekiyor. Toplumda genel olarak insan hakkı ihlalinin önlenmesi ve kadının konumun iyileştirilmesi için başta bu alanın çeşitli aşamalarında görev yapan, sosyal hizmet uzmanı, psikolog, din adamı, hakim, savcı ve güvenlik görevlileri gibi kamu görevlilerin ve yöre halkının bakış açısını değiştirmek için eğitim kampanyalarının düzenlenmesi gerekiyor. Ve bunun ötesinde yereldeki insanın sosyalleşmesi amacıyla toplum merkezlerinin yaygınlaştırılması ve bu hizmetlerin sadece kadınlara yönelik değil erkekleri de kapsayacak şekilde düzenlenmesi gerekliliği ortaya çıkıyor.
Kaynak:kadinaagit.com



